5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Ölçülülük İlkesi Açısından İrdelenmesi

Yayınevi: Yetkin Yayınları
Yazar: Serhat Sinan KOCAOĞLU
ISBN: 978-605-05-0607-5
Stok Durumu: Stokta var
36,00 TL 40,00 TL

Adet

 
   0 yorum  |  Yorum Yap
Kitap Künyesi
Yazar Serhat Sinan KOCAOĞLU
Baskı Tarihi 2020/06
Baskı Sayısı 1
Boyut 16x24 cm (Standart Kitap Boyu)
Cilt Karton kapak

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Ölçülülük İlkesi Açısından İrdelenmesi

Doç. Dr. Sinan KOCAOĞLU

2020/06 1. Baskı, 120 Sayfa

ISBN 978-605-05-0607-5

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR 13

GİRİŞ 15

I. SUÇ VE CEZA KAVRAMLARINA GENEL BİR BAKIŞ 15

1. GENEL OLARAK 15

2. SUÇ 21

3. CEZA 22

A. Genel Olarak 22

B. Devletin Ceza İhdas Yetkisinin Sınırları 24

4. KISA SÜRELİ HAPİS CEZALARININ SEÇENEK YAPTIRIMLARA ÇEVRİLMESİ 25

5. GÜVENLİK TEDBİRLERİ 26

6. TCK’nın CEZA SİSTEMİ 27

A. Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası 27

B. Müebbet Hapis Cezası 27

C. Süreli Hapis Cezası 28

D. Adli Para Cezası 29

II. CEZANIN ÖLÇÜLÜLÜĞÜ 29

1. GENEL OLARAK 29

2. 5237 SAYILI TCK m. 3/1 ve m. 61 BAĞLAMINDA ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİNİN ALT UNSURU OLARAK “ORANTILILIK/ORANLILIK” 35

III. YÜRÜRLÜKTEKİ VE MÜLGA TCK’DA DÜZENLENMİŞ

  BELLİ BAŞLI SUÇLARA ÖNGÖRÜLEN CEZALAR İLE

  BUNLARIN MUKAYESELİ HUKUKTAKİ KARŞILIKLARI 37

1. GENEL OLARAK METODOLOJİMİZ 37

2. KARŞILAŞTIRMALI SUÇLARA ÖNGÖRÜLEN CEZALAR TABLOSU 39

A. Tabloda Kullandığımız Metodoloji 39

B. Çeşitli Suçlar İçin Karşılaştırmalı Ceza Tablosu 44

3. BU HUSUSTAKİ HUKUKİ TAHLİLİMİZ 44

A. Genel Olarak 44

B. Ceza Hukuku Bağlamında Tahlilimiz 45

C. İdare Hukuku Açısından Tahlilimiz 59

SONUÇ 77

KAYNAKÇA 87

EK-1 (Çeşitli Suçlar İçin Karşılaştırmalı Cezalar Tablosu) 91



5237 sayılı “Türk Ceza Kanunu” (TCK), çoğulculuktan ve katılımdan uzak şekilde, masa başında, hiçbir amprik araştırmaya dayanmadan, kriminolojik ve viktimolojik metodoloji ile temellenmeden, SWOT analizinden geçirilmeden, kamuoyunda tartışılarak eleştiri ve diyalektik (tez-antitez-sentez) süreçlerine taşınmadan kapalı kapılar arkasında hazırlanmış “otoriter/totaliter” nitelikteki bir kanundur. Yürürlüğe girmeden önce ve yürürlüğe girdikten sonra da defalarca değişikliğe uğramış bu kanunun sonraki değişiklikleri de ne üzücüdür ki bu yanlış zihniyetin tezahürü ile yapılmıştır.

Örnek vermek gerekirse 15 Nisan 2020 tarihinde çıkartılan bir torba kanunla 5275 sayılı “Ceza İnfaz Kanunu” (CİK) ve 5237 sayılı TCK’nın hükümlerinde çeşitli değişiklikler yapılmıştır. CİK’te yapılan bu değişiklik ile yüz bin sayısına yakın mahkûm tahliye edilmiştir. Aynı değişiklikte örneğin TCK’nın 220’nci maddesinde öngörülmüş suça çeşitli fıkralarında öngörülmüş cezalar da arttırılmış olup, bu değişikliğin ne nedeni, ne de hangi bilimsel yöntembilim ile ne amaçla bu ceza değişikliğinin yapıldığı anlaşılamamıştır.

Suça öngörülen cezanın ölçülülüğü meselesi ülkemiz ceza hukuku akademiası ve yargı organları tarafından anlaşılamamış olmakla birlikte sıradan bir insanın ve toplumun hayatını en büyük şekilde etkileyen bir konudur. Zira, ölçülülük meselesi Weberian tanımla; “şiddet tekelini elinde tutan” devlet aygıtına, ceza muhakemesi sonucunda sanıklara verilecek ceza ile ilgilidir. Ancak belirtmek isteriz ki; elinizdeki çalışma bu cezanın yargı organları tarafından mahkumiyete temel alınırken kullanılan TCK m. 3/1 ve 61 ile değil, Kanun Koyucu tarafından TCK yasama sürecinde suçlara öngörülen cezaların ölçülü olup olmadığı ile ilgilidir. 

Çalışmamızda görülecektir ki, Anayasa Mahkememiz önüne itiraz yoluyla getirilen çeşitli aykırılık iddialarında “elverişlilik, gereklilik ve oranlılık” gibi soyut kavramları uygulamakta ve genellikle Kanun Koyucuyu haklı görerek suçlara öngörülmüş cezaları anayasaya uygun bulmaktadır. Bize göre Anayasa Mahkemesi’nin bu soyut akıl yürütmesi, tamamen bir sorumluluktan kaçma yoludur. Anayasa Mahkemesi bu soyut terimlerin içeriğini somut şekilde doldurmalıdır. Bunun nasıl yapılacağı ise son derece basittir.

Biz, mukayeseli hukuk bağlamında Kıta Avrupası ve Common Law ülkelerinden benzer unsurlara sahip suç tiplerinden hazırlanacak bir tablo ve buna uygulanacak istatistik formülleri özel ya da genel ceza normlarımızın ölçülülüğü ve ölçüsüzlüğü meselesini ispatta kullanılmasını teklif ediyoruz.[1] Önünüzdeki bu araştırmamız ülkemizde daha önce bildiğimiz hiçbir ceza hukuku akademisyeni ve uygulamacı tarafından uygulanmamış bu basit ve analitik akıl yürütmeye dayanmaktadır. 5237 sayılı TCK içinden çok karşılaşılan 64 suç tipini; ait olduğumuz Kara Avrupası sisteminden belli kriterle seçtiğimiz, dört örnek ülkenin ceza kanunları ve 765 sayılı (mülga) TCK ile karşılaştırdık. Her ne kadar bu analizi daha çok ülkeye yaymak istesek de tablonun basıma uygun bir A-4 kâğıt büyüklüğünde olması gerekliliğinden dolayı toplamda 6 adet farklı kanunla sınırlamak zorunda kaldık. Adalet Bakanlığı ve Anayasa Mahkemesi elindeki büyük imkanlarla bu tabloyu ve tahlili daha da geniş ölçekte şüphesiz ki yapabilir.  Mühim olan konu; temel hak ve hürriyetler için bu derece önemli bir konuyu, soyut ve devlet aklına dayanan baştan savmacı soyut yorumlarla değil, somut ve aritmetik çıkarımlara dayanan veri analizler ile doğru şekilde irdeleyebilmektir kanaatindeyiz. Bu noktada araştırmamızın en önemli kısmı, bizce, EK-1’deki tablo ve ona dayanan çözümlemelerdir. Bu yüzden okuyucudan ricamız kitabı okumaya başlamadan önce gerçekten de meşakkatle çok emek harcayarak hazırlamış olduğumuz  EK-1’deki tabloyu incelemeleridir.

Son olarak belirtmek isteriz ki 6 ayrı kanunda çok kullanılan ve unsurları birbirlerine benzeyen 64 suç tipini anlamaya çalışarak süzgeçlemek ve müteakiben de tabloya işlemek araştırmamızın en zor kısmını oluşturmuştur. Hatta bazen bu farklı yabancı kanunlardaki normları TCK ve birbirleri ile karşılaştırmaya çabalarken ekran karşısında boyun fıtığı geçirme tehlikesi atlattığımızı da sizlerle paylaşmak isteriz. Tekrar tekrar kontrol etmemize rağmen istisnaen gözden kaçan hatalarımız varsa okuyucumuzdan şimdiden özür diler, bu yanlışımızı ve varsa başla eleştirileri aşağıda yazılı iletişim e-postamıza bildirmelerini talep ederiz.

Çalışmalarımda ve yaşamımın tüm anlarında her daim desteklerini gördüğüm kıymetli eşim Av. Birdal Barut KOCAOĞLU’na ve annem Emekli Öğretmen Döne KOCAOĞLU ile babam Av. Prof. Dr. A. Mehmet KOCAOĞLU’na teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim. Umarım ailece daha çok uzun yıllar hürriyet, sevgi, saygı, iyilik, güzellik, sağlık,  refah ve ağız tadı içerisinde hep birlikte yaşamaya devam ederiz.

Bu vesile ile kitabımızın[2] Türk ceza hukuku akademiasına hayırlı olmasını diler, çoğulcu, demokratik ve bilimsel yöntemlerle hazırlanacak ya da düzeltilecek insan haklarına uygun ölçülü bir ceza kanununun hayata geçtiği günler için mücadele devam kararlılığımızı siz okuyucularımıza içinde bulunduğumuz şu pandemi günlerinde selamet dileklerimle bildiririm…

Daha özgür, adil, müreffeh ve mutlu bireylerden oluşan bir Türkiye mümkün… 

Dileriz öyle olur…

 

Doç. Dr. iur. S. Sinan KOCAOĞLU

LL.M. (Brussels), LL.D. (Ankara)

 Beytepe, Ankara

08.06.2020

E-Mail: sinan@kocaoglu.av.tr



[1]     Belirtmek isteriz ki “İki Dünyanın En İyisi Melez Yaklaşımı” (Best of Two Worlds Hybrid Approach) adı verilen bu eklektik hukuk akımının Türkiye’deki öncüsüyüz. Ülkemizde yaymaya çalıştığımız ve çeşitli çalışmalarımızda irdeleyerek bunları dayandırdığımız bahsi geçen kavram hakkında bkz. Kocaoğlu: Türkiye Cumhuriyeti Yargı Sisteminin Temel Sorunu Hâkim ve Savcı Niteliği, s. 23 vd.; Kocaoğlu: Yargı Kararları Işığında Cinsel Dokunulmazlığı Karşı Suçlar, s. 46 vd.; Kocaoğlu: Uluslararası (AIHM) ve Ulusal Yargı İçtihatları Çerçevesinde Hakaret Suçu, s. 258; Kocaoğlu: Türk Ceza Muhakemesi Sisteminde Silahların Eşitliğini Sağlayabilmek İçin Bir Reform Önerisi, s. 236. Ancak elimizdeki araştırmamızda tablonun yersel olarak yetersizliğinden dolayı ABD, İngiltere gibi common-law ülkelerinin karşılaştırmalarını maalesef ki yapamadık.

[2]       Elinizdeki bu kitap tarafımdan aslında zamanında yönetim kurulu üyeliğini yapmış olduğum bir kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun her iki senede bir düzenlediği uluslararası hukuk kurultayında bir bildiri mahiyetinde sunmak için hazırlanmıştı. Önceden bahsi geçen kurultayın iki kez hazırlık komitesi başkanlığı yapmıştım. O dönemlerde daha hukuki temelli bir yapıda olan bu kurultayın, son halinde kuruluşun yönetimindeki azınlık üyelerin temsil ettiği marjinal bir doktrinin egemenliğine girmiş olduğunu müşahede ettim. Çoktan tarihin ideoloji çöplüğüne gitmiş kolektivist, ayrılıkçı, cinsiyetçi ve totaliter dogmatizm bataklığındaki bu yapıyla muhatap olmamak ve meslek örgütü içi hem irrasyonel hem de tuhaf siyasi ayak oyunlarının konusu olmamak niyetiyle, kör hakem yöntemi ile kabul edilmiş sunumumu sunmak için kurultaya gitmeme kararı aldım. Kuruluş Divanının basma talebine rağmen, baskıya gitmekte olan ideolojik safsatalarla dolu hiçbir akademik ünvanı olmayan, araştırma disiplininden ve bilimsel tarafsızlıktan yoksun kimi dogmatik kişilerin sunumlarının arasında değerinin ve anlamının kaybolmaması için bildirimimin kurultay kitapçığından çıkartılması talebinde bulundum. Sonra ilk başta bildiri olarak hazırlanmış bu araştırmayı kamuoyunda tartışılabilmesi için oldukça genişleterek önünüzdeki şekilde bir kitap haline getirdim.

Yorum Yap

Lütfen yorum yazmak için oturum açın ya da kayıt olun.